|
|
DELI ILE VELI...... Ebû Müslim Havlânî bir toplulukta konuşulanları dinler.
Hemen hepsi de hanımından şikâyette bulunmaktadırlar.
Ancak Ebû Müslim hiç şikayet etmez. Derler ki:
“-Velî gibi bir hanıma düştün de sesin çıkmıyor değil mi?” Omuzlarını silkerek cevap verir:
“-Bizimki velî filan değil, kelimenin tam manasıyla delidir deli!..” Konuşmasına devamla: “-Ben” der, “-Usûlünü biliyorum da öyle geçiniyorum,
kavga gürültümüz o yüzden olmuyor!..”
Büsbütün meraka düşerler ve:
“-Deli gibi biriyle kavgasız gürültüsüz geçinmenin usûlü nedir ki?”
diye sormaktan kendilerini alamazlar.
Şöyle îzah eder, Ebû Müslim, geçinmenin sırrını:
“-Allâh Teâlâ Âdem -aleyhisselâm-’ı topraktan yarattığında
bedenine önce aklı koydu. Sonra öfkeyi yarattı.
Ona da Âdem’in bedenine girmesini emretti. Öfke:
“-Ben” dedi, “Âdemin bedenine giremem.
Çünkü orada akıl var! Akılla ikimiz bir yerde asla duramayız!..” Rabbimiz buyurdu:
“-Ey öfke! Sen Âdem’in bedenine girmeye yönel.
Akıl senin geldiğini görünce hemen çıkıp gider,
kendi yerini sana bırakır. Böylece sen de Âdem’i deli edersin.” Ebû Müslim burada der ki:
“-İşte biz hanımla bu konuda anlaştık.
Dedik ki, madem insana öfke gelince akıl gidiyor,
insan delinin tekidir. Deliye karşı ise bir velî lâzımdır.
Ben öfkelenirsem hemen farkına varacaksın,
sabır gösterip ters cevap vermeyecek, velî rolü oynayacaksın.
Şâyet sen öfkelenir de sen deli durumuna girersen,
bu defa da ben velî rolüne girerek sabredeceğim.”
“-Ey dostlar, siz de bir deliye bir veli rolü oynayın,
öfkelenince karşı taraf velî rolüne girsin,
sabır ve tahammülü esas alsın, göreceksiniz,
tartışma kısa zamanda son bulacak, taraflar birbirlerine karşı sevgiyle dolacak.”
Böyle olmayalım...
SEVGİ
çiçeklerin büyümesini izlemektir
mektup yazmaktır
hep O'nu düşünmektir
birlikte vakit geçirmektir
dalgaların sesidir SEVGİ
kuşların kırıntıları yiyişini izlemektir
eşit olmaktır
vahşi dalgalara yelken açmaktır
yağmura aldırmadan yürümektir
uçurmaktır sevdiğini
piknik yapmaktır
yanağını okşamaktır
ve küçük bir busedir
GÜZEL AHLAK
Ahlâk hakkında İslâm âlimleri buyuruyor ki:
“Kötü ahlâklı kimse, parçalanmış testiye benzer. Ne yamanır, ne de eskisi gibi çamur olur.”
“Her binanın bir temeli vardır. İslâmın temeli de güzel ahlâktır.”
“Kötü ahlâk, öyle bir fenalıktır ki, onunla yapılan birçok iyilikler fayda vermez. Güzel ahlâk, öyle bir iyiliktir ki, onunla yapılan günahlar affa uğrar.”
“Yükselen bütün insanlar ancak güzel ahlâkları sayesinde yükselmişlerdir.”
“Güzel ahlâk güler yüzlülük, cömertlik ve kimseyi üzmemek demektir.”
“Güzel ahlâk, genişlikte ve darlıkta insanları râzı etmeye çalışmak demektir.”
“Güzel ahlâk, kimseyle çekişmemek ve kimseyi çekiştirmemektir.”
“Güzel ahlâk, kimseye eziyet vermemek ve meşakkatlere katlanmaktır.”
“Güzel ahlâk, Allahtan râzı olmak demektir. Yani hayrı ve şerri Allahtan bilmek, nimetlere şükür, belâlara sabretmektir.”
“Güzel ahlâkın en azı, meşakkatlara göğüs germek, yaptığı iyiliklerden karşılık beklememek, bütün insanlara karşı şefkatli olmaktır.”
“Güzel ahlâk, haramlardan kaçıp helâlı aramak, diğer insanlarla olduğu gibi, aile efradıyla da iyi geçinip, onların mâişetlerini temin etmektir.”
“Güzel ahlâk, Yaratanı düşünerek, yaratılanları hoş görmek, onların eziyetlerine sabretmektir.”
Yâ Rasûlallah, eğer Sen, gelmeseydin âleme,
Güller açmaz, bülbül ötmez, mechûl esmâ Âdem’e
Varlığın mânâsı kalmaz, garkolurda mâteme!....
Ay desem nûruna, aydan daha parlaksın Sen.
Su desem, cümle sulardan daha berraksın Sen.
Şaşırıp inci desem, inci de Senden doğuyor.
Sade bir katresi deryâ gibi ırmaksın Sen.
Gül desem, ey yüce mahbûb, terinin damlası o
Neye teşbih edeyim, mahzar-ı levlâksın Sen.
Ey Rauf, anneler evlada dönüp bakmazken,
Bir Rahimsin ki, bütün aleme kundaksın Sen.
Peygamber efendimiz şöyle buyurmaktadır:
"Fesad-ı ümmetim zamanında kim benim sünnetime temessük etse; yüz şehidin ecrini, sevabını kazanabilir." Bu bize Peygamber Efendimiz ( SAV ) 'in sünnetine uymanın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Ayrıca bu sünnete uymarak yaptığımız en ufak bir davranışımızın da ALLAH(CC) katında ibadet hükmüne geçeceği büyük İslam alimlerince belirtilmiştir.

1- ) En çok Pazartesi ve Perşembeleri oruç tutardı. Neden böyle yaptığı Pazartesi ve Perşembe ALLAH(CC)'a sunulur.sorulduğunda da şu cevabı verirdi: " Ameller her pazartesi ve perşembe ALLAH(CC)'a ( c.c.) sunulur. Oruçlu iken amelimin ALLAH(CC)'a (c.c.) arz olunmasını severim. Her Müslüman affedilir. Ancak dargın olan kişi müstesna. Cenab-ı Hak meleklere onlar için "bunları geri bırakın" der.
2- ) Cumartesi ve pazar günleri de umumiyetle oruç tutardı. ve şöyle derdi: " Bu iki gün müşriklerin bayram günleridir. Onlara muhalif olmaktan hoşlanırım.
3- ) Yüzüğü gümüştendi, yüzüğü akik taşıydı.

4- ) Gözleri uyurdu lakin kalbi uyumazdı.
5- ) Ahlakı Kur'an'dı.
6- ) Umumiyetle cuma günü yıkanırdı, bazen de terk ederdi.
7- ) Çocuklara karşı çok merhametliydi.

8- ) Su içtiği zaman 3 defa nefes alır, üç nefeste içerdi ve " Bu daha mutlu, daha afiyetli ve daha sağlıklıdır. " buyurdu.
9- ) Gece kalktığı zaman ağzını misvaklardı.
10- ) Son derece merhametliydi. Birisine bir şey vaad ettiği zaman imkanı olduğunda mutlaka o vaadini yerine getirirdi.

11- ) İçinde su içilen bir cam kasesi vardı.
12- ) Sukunu uzun, gülmesi azdı.
13- ) Hİzmetçiye söyledikleri sözlerden biri de " Bir ihtiyacın var mı? " idi.

14- ) Eza veren kötü huyu olmazdı. Birisinin diğeri aleyhine olan sözünü de kabul etmezdi.
15- ) Kendisine meleklerin gelmesi ve Hz. Cebrail (as) ile konuşması sebebiyle pırasa, sarımsak, soğan gibi şeyler yemezdi.
16- ) Yaslanarak yemek yemezdi. Arkasından iki kişi yürüyemezdi.
17- ) Gece ağzına misvak sürmeden kalmazdı.
18- ) Gusulden sonra abdest almazdı.
19- ) Tebbessüm etmeden kesinlikle konuşmazdı.

20- ) Ramazan Bayramında bir şey yemeden camiye çıkmazdı.
21- ) Kurban Bayramında kurban kesilmeden evvel bir şey yemezdi.
22- ) Üçten sonra sözü tekrar etmezdi.
23- ) Gece veya gündüz uyuyup da uyandığı zaman mutlaka misvak kullanırdı.

24- ) İkram edilen kokuyu geri çevirmezdi.
25- ) Biad esnasında kadınların elini tutmazdı.
26- ) Bir yudum su ile dahi olsa iftar etmeden akşam namazını kılmazdı.
27- ) Gülüşü tebessümlerden ibaretti.

28- ) Hastayı ancak üç günden sonra ziyaret ederdi.
29- ) Şu beş şeyi hiçbir zaman yanından ayırmazdı; Ayna, sürme kabı, tarak, misvak ve ustura.
30- ) Lamba ile kendisine aydınlık yapılmadıkça karanlık evde oturmazdı.

31- ) Bir yerden kalkarken mutlaka " Subhaneke ALLAH(CC)ümme Rabbi vebi hamdike la ilahe illa ente estağfiruke ve etübi ileyke" der ve şöyle buyururdu: " Yerinden kalkarken kim bunu söylerse mutlaka mecliste kendisinden südur eden günahları bağışlanır."
32- ) Hiçbir şeye hayır demezdi. Kendisinden bir şey istendiği zaman eğer yapmak isterse evet derdi. İstemezse sükut ederdi.

33- ) Abdestini kendisi alırdı. Kimseden yardım istemezdi. Vereceği sadakayı da bizzat kendi eliyle verirdi, kimseyi bunun için rahatsız etmezdi.
34- ) Ne yemek ne de başka bir şey O'nu akşam namazından alıkoyamazdı.
35- ) Dişlerini temizlemeden uyumazdı.
36- ) Daima misvağı başucunda bulunurdu, öylece uyurdu. Uyanınca hemen onunla dişlerini fırçalardı.

37- ) Kahkaha ile gülmezdi.
38- ) Yemeğe suya üfürmezdi. Kabın içinde nefes almazdı.
39- ) Kendisinden kötü söz işiteceği kimseye yanaşmazdı. ( Buhari )

40- ) Bir vali tayin ettiği zaman ona sarığı kendi eliyle sarıp giyindirirdi. Sarığın kuyruğunu sağ taraftan kulağa doğru sarkıtırdı.
41- ) Sarığın kuyruğunu sağ taraftan kulağa doğru sarkıtırdı.
42- ) Yanına çocuklar geldiği zaman onları tebrik eder, güzel karşılar ve onalara dua ederdi.

43- ) Hurmayı yer ve çekirdeğini tabağa atardı.
44- ) Buğday ekmeği ile hurma yerdi v " Bunlar pek hoştur. " derdi. ( Tayalisi )
45- ) Üzümü ağzına teker teker koyarak yerdi. ( Taberani )

46- ) Hediye edileni yerdi, sadakayı yemezdi. ( İbn-i Said )
47- ) Üç parmak ile yerdi, onları silmeden iyice yıkardı.
48- ) Hanımlarından biri yatıp uyumak istedikleri zaman ona 33 kere Subhanallah, 33 kere Elhamdülillah, 33 kere de Allahuekber demesini emrederdi. ( Mendi )
49- ) İnsanları birbirine bağlamak ve sevindirmek için hediyeleşmelerini emrederdi. ( İbn-i Asakiri )

50- ) Güneş tutulduğu zaman kılınan küsuf namazında köle azad edilmesini emrederdi.
51- ) Nazar değmesinde ( hastalanınca ) Kalem Suresi 51, 52. ayetlerin okunmasını emrederdi.
52- ) İnsana ait 7 şeyin gömülmesini emrederdi: Saç, kan, tırnak, diş, pıhtılaşmış kan, perde, hayız kanı. ( Hakim )

53- ) Oruçlu iken iftar edeceği zaman ilkin su ile başalardı. Suyu iki veya üç defada nefes alarak içerdi yani bir defada içmezdi.
54- ) Yüzüğünü sağ eline takardı. ( Müslim )
55- ) Yüzüğünü sol eline takardı. ( Buhari )

56- ) Yüzüğünü sağ aline takardı sonra sola değiştirirdi. ( İbn-i Asakir, Aişe (r.a. )
57- ) Cinlerden ve nazar değmesinden Rabbine sığınırdı. Nihayet Muavvizeteyn nazil olunca onları okumaya başladı. Diğer duaları terk etti. Ani ölümden ALLAH(CC)'a sığınırdı, ölümden önce hastalanmasını isterdi. ( Taberani )

58- ) Her namazdan sonra abdest alırdı. ( Buhari )
59- ) Kurfuaz şeklinde ( Dizlerini karnına birleştirerek ) otururdu.
60- ) Başına sarık sarıp ona kuyruk yaparak, iki omuzu arasından sarkıtırdı.

61- ) Bütün vakitlerde ALLAH(CC)'ı (c.c.) zikrederdi.
62- ) Gece karanlığında gündüzün ışığında gördüğü gibi görürdü. ( Beyhaki )
63- ) Enine doğru misvak kullanırdı.

64- ) Sabah namazının sünnetini kıldığı zaman sağ ayağının üzerine yatardı.
65- ) Aksırınca " Elhamdülillah" derdi. Bunu işiten " Barekallah" derdi. Tekrar Efendimiz: " Yehdina ve Yehdikümullah" derdi.
66- ) Aksırdığı zaman elini ya da elbisesini ağzına koyardı, sesini alçaltırdı.

67- ) Ayaktayken öfklendiklerinde hemen otururlardı. Otururken öfkelendiklerinde hemen yatarlardı. Böylece öfkeden teskin olup giderdi.
68- ) Öğleden önce dört rekatı kaçırdıkları zaman onu farzı müteakiben iki rekattan sonra kılardı.
69- ) Arkadaşlarından birini üç gün görmediği zaman onu sorarlardı. Eğer gaib ( kayıp )ise ona dua ederlerdi.

70- ) Dualarının daha şümüllü olanını severdi, diğerlerini terkederdi. (
Taberani )
71- ) Tabaklanmış koyun postunda namaz kılmaktan hoşlanırdı. ( İbn-i Said )

72- ) Bahçelerde namaz kılmaktan hoşlanırdı. ( Tirmizi )

73- ) Duasına " Subhane Rabbiyel aliyyül ağlel vehhab " ile başlardo.

74- ) Açlıktan beline taş bağlardı. ( İbn-i Said )

75- ) Yeşilliğe akan suya bakmaktan hoşlanırdı. ( Ebu Nuaym )

76- ) Ağzı kapanan kaptan hoşlanırdı.

77- ) Hediyeyi kabul edrdi. Ona karşılık olarak bir şey verirdi. Sadakayı kabul etmezdi. ( Taberani )

78- ) Kıraatini ayetlerin başında dura dura icra ederdi. " Elhamdülillahi Rabbil Alemin" der, sonra durur " Errahmanirrahim" der ve yine dururdu.

79- ) Cuma günü namaza gitmeden önce bıyıklarını kırpardı, tırnaklarını
 keserdi.
80- ) Namazda esnemekten hoşlanmazdı.

81- ) Dağlamak, yani bir nevi tedavi şeklinden ve sıcak yemekten hoşlanmazdı ve şöyle buyururdu: " Soğuk yiyin çünkü bereketlidir. Dikkat edin sıcak yemekte bereket yoktur. " ( Ebu Nuaym )

82- ) Nübüvvet mührünün görülmesinden hoşlanmazdı.
83- ) Çok sorulmaktan hoşlanmazdı ve bunu ayıplardı. Ama Hz. Ebubekir (r.a) sorduğunda cevap verirdi ve bundan hoşlanırdı. ( Taberani )

84- ) Yemeği ortasından yemekten hiç hoşlanmazdı.

85- ) Yürüyüşünden aciz ve tembek olmadığı anlaşılırdı.

86- ) Secdede bazen kendisinden geçinceye kadar uykuya dalardı. Gözleri uyuyup kalbi uyumadığı için sonra klakıp abdest almaya ihtiyaç duymadan namazını kılardı. ( Ahmet bin Hanbel )

87- ) Son sözü şu olomuştur: " Namazı sakın terk etmeyin. Namazı sakın terk etmeyin, elleriniz altında bulunanlar hakkında ALLAH(CC) (c.c )'tan korkun, adaletle muamele edin. ( Ebu Davut
Selam sana ey nebi...
Adam akşamleyin iş çıkışı eve geldiğinde evin bahçesinin karmakarışık olduğunu görmüş. 3 çocuk da bahçede çamurlar içinde oynuyormuş.Boş yemek kutuları ve içecekler etrafa saçılmış. Karısının arabası garaj kapısının önünde, bir kapısı açık ve yamuk halde parkeder durumdaymış.
   
Evin içine girdiğinde durum daha vahim şekle dönüşmüş.Girişteki halının bir kenarı kıvrılmış, havaya kalkmış ve abajur sehpanın üzerine devrilmiş.Salondaki televizyonun sesi sonuna kadar açık halde çizgi film kanalındaymış, televizyonun üzerine bırakılan yarısı içilmiş meyve suyu ha döküldü ha dökülecek vaziyetteymiş.
  
Oturma odasında yerler oyuncaklar ve çocuk elbiseleriyle kaplıymış.Mutfağa girdiğinde lavabonun sabah kahvaltısı bulaşıklarıyla dolu olduğunu görmüş.Ayrıca kırılmış bir bardağın parçaları masanın altında duruyormuş
 
Üst rafa yöneldiğinde merdivenlerdeki elbiseleri fark etmiş. Telaşla karısının başına kötü birşey gelmiş olabileceğini ya da hastalandığını düşünerek hızla koşmaya başlamış.Misafir odasına girdiğinde karısını uzanmış halde kitap okurken bulmuş.Karısı kocasını görünce okuduğu kitaptan başını kaldırmış, hafifçe gülümsemiş ve gününün nasıl geçtiğini sormuş.
   
'Evet'
   
'Güzel... Bugün her gün yaptıklarımı yapmadım.'
BU YAZIYI UZUN OLDUĞUNU DÜŞÜNÜP ES GEÇMEYİN
UNUTMAYALIM İBRET ALINMASI GEREKEN ÇOK ŞEY VAR DÜNYADA

|
ALPEREN GÜRBÜZER(NASİHATLER.NET) Hayâ imandandır ilahi kelamı kulağımıza küpe olmalı.
Hayâ aynı zamanda gönlün titremesidir.
Şöyle ki; insan bir suç işlediğinde, lambada titreyen alev misali yüzü kızarır
ve kalbi melekeleri darmadağın olur. İç dünyamızda hayâ ışığı sönünce karanlığa bürünürüz,
kurtuluş için çıkış yolu ararız hep. İçerisine düştüğümüz kuyudan çıkmak için
tek sığınacak yerimiz Allah’ın rahmeti olduğunu anlarız o an.
Çünkü karanlık ışığa muhtaç, onsuz olamaz.. Hazret Muhammed Diyaüddin(k.s); Hayatta hırsızlık
yapmayı aklının kenarından bile geçirmeyen tüccar, şayet birkaç günlük bile
olsa hırsız kimselerle dolaşsa, onlardan bir şey kapar. O da günün birinde hırsızlık
yapmaktan artık hayâ etmez diye buyuruyor. Bu yüzden İnsanın çevresi de çok
mühim, kimlerle oturup kalktığımıza dikkat etmeli. Şeyh Ahmed-er Rufai taleberinden Siirtli Molla Halil bir hatırasını naklediyor: Hocam Ahmed-er Rufai ile ders görüyordum, o anda pencereden bir adam seslenerek: —Çabuk yetiş, derhal gel diye. —Hocam hemen yerinden doğrulup dışarı çıktı ve yaklaşık
onbeş dakika sonra tekrar medreseye döndüğünde bana dedi ki: —O gelen kimdi biliyor musun? Cevaben; —Efendim inan geleni tanımadım, sen bilirsin, bunun üzerine Hocam: —O gelen Şeyh Abdülkadiri Geylani idi. Beni çağırmasının
sebebi Arap şehrinde Zengin birağa vergi toplamak için
maiyetindeki adamları ile bir köyde dolaşırken seyyide
bir kadının kapısını çalar, kadıncağız param yok, fakirim dedi. Kadın
sırtını dönüp gideceği zaman ağa asası ile eteğini kaldırdı, kadın çok hayâ etti utandı,
kızardı, sonra yüzünü Bağdata dönerekten tükürdü ve Abdülkadir Geylaninin merkadına doğru(türbesine) şöyle seslendi: —Eğer sende namus gayreti varsa onu kabül etmezsin diyerek uzaklaştı.
O sırada Ağa ibriğini alarak abdest bozmaya gitti. Maneviyatta Gavsi Geylani’nin
zahiren müdahale yetkisi olmadığı için Onun talimatıyla zahiren bu görevi
üstlendik ve bizde onu kılıcımızla öldürdük. Hocamın anlattıklarının doğru olup olmadığını, sözkonusu yere birzaman
yolculuk gerçekleştiğinde ve o yöre halkına sorduğumda harfi harfine olayı anlattılar. Yöre halkı en nihayetinde Hocamın sözlerine ilaveten; —Abdest bozmaya gittiğinde bekledik bekledik gelmedi, gidip baktığımızda ağayı Öldürmüş olduklarını gördük dediler. Böylece Hocamın söylediklerinin
doğru olduğunun kesin kanaatine vardım Sakın siz siz olunböyle şeyler olur mu demeyin, Allahü Teala dostlarının
bu dünyadan göç etmiş olsalarda Şeyh Abdülkadir Geylani gibi sevdiği
kullar vasıtasıyla yine onun yolunda giden hayatta yaşayan bir başka Ahmeder-Rufai gibi gönül sultanların üzerinden dara düşen, edebinden dolayı yüzü kızaranların imdadı için Hızır misali
görevlendirebilir. Bunlar maneviyatta olan biten durumlar, nitekim fersah
fersah uzakta gerçekleşen bu durum olayın cerayan ettiği yerdeki halka sorulduğunda hakikat olduğuda ortaya çıkıyor pekala.. Kuldan utanmayan Allah’tan hayâ etmez derler ya, gerçekten insana edep
Allah’a edep demek sayılır, yaratılanı sev yaratandan ötürü demeli Yunus misali.
İnsanı sevki necat bulasın, Rabbül Alemin’in benim huzuruma kul hakkı ile gelmede
ne ile gelirsen gel uyarısı birçok anlam taşıyor içinde çünkü. İman yetmiş küsur şubedir. Hayâ da imandan bir şube.(buhari, Müslim,
Ebu Davud, tirmizi, Nesai, İbni Mace) Hayâsızlık çirkinliktir. Hayatın imanla taçlandıranlar hayasıda güzel olur
ve ahlakı artarda. İlk Nübüvvet sözlerinden insanlığa ulaşan öğütlerden
birkaçı da şudur: —Eğer hayân yoksa dilediğini yap!(Buhari, İbni Mace, Ahmed b. Hanbel, Taberani; İbn Hibban) Çıplaklıktan sakının! Zira sizin yanınızda sadece helâya girdiğiniz zaman
ve erkek hanımına sokulunca ayrılan Melekler vardır Onlardan hayâ edin,
onlara karşı saygılı olun(Tirmizi) Evet, bari kuldan utanılmıyorsa Meleklerden Allah’dan hayâ etmeli. Hayâ
duygusundan mahrumiyet kötülüklere kapı aralar çünkü. Sadece ilim alanında hayâ olmaz derler, o da öğrenmek amacına yönelik
olması dolayısıyladır. Hayâ nedir bilmeyenler, ne edep endişeleri taşırlar
ne de hayvani içgüdülerini zapturap altına almayı. Üstelik yaptıklarına
kılıf bulmak içinde cinsel özgürlük, flört hayatı deyip su yüzüne çıkarlar.
Oysa bütün uğraşları nefs adına didişip durmaktan ibaret. Boş oyalanışlarla
hayâda neymiş deyip, şeytana bile külah çıkartırlar. Zina denen kötü fiili
cılalayıp boyayıp, üstelik iffet gibi kavramların içini boşaltarak asaletsizlik
sergilemeyide ihmal etmezler. Varsa yoksa zevklerinin tatmin etmek tüm bildikleri. Onlar vahye ve sünnete kulak vermezler, çünkü haya perdeleri kalkmış,
ışıksız sürüleridir.. Es kaza Kur’an tilaveti duyduklarında sesine bile
tahammül etmezler ve canları sıkılır. Allahü Teala buyuruyorki; Yalnız
Allah anıldığı zaman ahirete inanmayanların içlerine sıkıntı basar, ama
Allah’tan başkası anıldığı zaman hemen yüzleri güler (Zümer, 45) Onlar ki gözleri, beni hatırlatan bir örtü içindeydi., (Kuran’ı) dinlemeye de tahammül edemiyorlardı(Kehf,101) Hayâsız güruh hertürlü melaneti işlemeye müsait halleri olup yaptıklarından Pişmanlık duymadıkları gibi övünürlerde ya da mazaret üretirler. Şüphesiz
bu şeytanlar doğru yoldan alıkoyarlarda, onlar kendilerinin doğru yolda
oldukların sanırlar(zuhruf, 37) Birde demezlermi güzele bakmak sevaptır, tabi ki mahremiyetine bakmak
manasına değil bu söz, ama güzel kavramına yanlış mana yüklemek gibi
hayâsızca tanımlama amacı taşıyor. Hiçbir zaman Allah’ın haram olarak
bakılmasına müsaade verilmediği yerlere bakmak asla güzel olamaz.
Bir yerde ilahi ferman var bu konuda, diğer yerde heva ve hevesler sözkonusu,
yine bir yanda emri ilahi gereği fıkhı kaideler var, diğer yanda koyu cehalet
örnekleri var. Cehaleti güzel göstermeye çabalamak yetkisi kimseye verilmediği gibi,
cehaletin sergilenmesinede müsaade edilmez. Tüm ilahi uyarılara rağmen makyajlanmak,
cilalanmak gırılara gidiyor, sadeliğin verdiği zerafet ayaklar altına alınıyor.
Tüm hınçla hayâ yerlere serilmek isteniyor, doğallık çiğnenmekte adeta. Hadi diyelim abdest namaz günahları pak ediyor, ya çıplaklığı ve hayâsızlığı
ne ile giderebileceğiz? Modernlik kisvesi adı altında kadını metalaştırmanın adıdır
Cilali imaj devri, yontma taş devri, cilalı taş devri diye tarihi döngülerden
bahsederken cilali imaj devrine rücu ettik maalesef. Ağlayasan mı gülesen mi?
Allâh; nebîleri ve velîleri âlemlere rahmet olarak dünyaya göndermiştir. Bu yüzden halka bıkmadan, usanmadan nasihatte bulunurlar. Bu nasihatleri dinlemeyip kabul etmeyenler için de; ?Yâ Rabbi! Sen bunlara acı, rahmet kapısını bunlara kapatma!? diye yalvarırlar. Sen aklını başına al da, velîlerin öğütlerini canla başla dinle! Dinle de, üzüntüden, korkudan kurtul, mânevî rahata kavuş, eminliğe eriş!Fırsatı kaçırmadan ve tereddüde düşmeden, bu fânî âlemin aldatmacalarından sıyrılmış, kendini tamamıyla Hakk?a teslim etmiş olan kâmil insanın eteğini tut ki, âhir zamanın, şu bozulmuş dünyanın fitnelerinden kurtulasın!
|
|
|
|
EFENDİMİZE 
Tomurcuklar açıyorken,başaklar bağlanmışken Titredim efendim seni andım dün gece
Bu bahçeler O'nundu bazen uğrar dediler Bir gülün kokusunda seni duydum dün gece
Biz hiç yazı görmedik,kışta doğdun dediler Nevbaharda geleni sensin sandım dün gece
O'nun geçtiği sokaklar güller kokar dediler Ötelerden kokularla geldin sandım dün gece
SENi GÖRMEYEN GÖZÜ NEYLEYiM SENi BiLMEYEN AKLI NEYLEYiM SENi ÖZLEMEYEN KALBi NEYLEYiM MUHTACIM SANA YA RASULALLAH.
SEFAAT YA! RASULALLAAAH


|
Ey Allah’ım, Belki günahkarım, belki sana layık değilim ama senden başka sığınağı olmayan bir garip kulunum.
Sana gelmeye yüzüm yok ama senin kapından başka gideceğim bir kapıda yok. Şüphesiz Sen'sin Rahman, Sen'sin Kerim, Sen'sin Rahim, Sen'sin Gafur…
Bağışlayanda Sen'sin,affedende,esirgeyende. Sen'i bildim,sana inandım,sana sığındım…
Şüphesiz Sen merhameti ve şefkati bol olansın Rabbim. Ne olur Allah’ım hiçbir kulunu Sen'siz,kimsesiz,çaresiz bırakma ben garip kulunu da.
Her dem Sen'i anmayı,Sen'i anlayıp anlatmayı,Sen'i sevip sevdirmeyi nasip et bizlere…
Emrettiğin yolun yolcuları olup,emrettiğin yola hizmet edip,o yolda hizmet ederken emanetlerimizi sana teslim etmeyi nasip et bizlere…
Peygamber Efendimiz sellellahu aleyhi vessellem'in şefaatinden,kendi şefkat ve merhametinden bizleri mahrum bırakma.
Şüphesiz Sen olmazları olduransın,ol de olalım Rabbim
Abdulkadir-i Geylani (K.S)~
Hayatta olduğunuz müddetçe, ömrü fırsat biliniz. Bir müddet sonra hayat kapısı kapanacak, bu dünyadan ayrılacaksınız. Gücünüz yettiği müddetçe hayırlı işler yapmayı ganimet biliniz. Tövbe kapısı açıkken ve elinizde bu imkan varken bunu fırsat biliniz. Tövbe ediniz. Dua etmeye imkanınız varken, dua ediniz. Salih kimselerle beraber olmayı fırsat biliniz.”
Şu anda bu yazıyı okuyan kişiler de dahil olmak üzere, birçok insan hayatı boyunca büyük bir yanılgı içinde yaşar. Bu yanılgı ise, aslında çok iyi bildikleri ancak düşünmedikleri için fark edemedikleri bir gerçekle ilgilidir. Bu gerçek şudur: Her insan, tüm hayatını aslında çok küçük bir mekanda, yani kafatasının içinde, tek başına yaşar.
Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
«Ulu Allah (C.C.). kanatlarinin biri doguya, öbürü batiya uzanan ayaklari yedinci kat yere inen bir kus yaratti. Kusun üzerinde bütün varliklarin sayisi kadar tüy vardir. Ümmetimden kadin - erkek herhangi bir kimse bana selât-ü selâm getirdigi zaman ulu Allah bu kusa :
Arsin altinda bulunan nurdan bir denize dalmasini emreder. Kus denize dalip çikarak kanatlarini silkeleyince her tüyünden bir damla akar. Ulu Allah akan her damladan, üzerime kiyamete kadar selâî-ü selâm getiren kul hesabina istigfar edecek bir melek yaratir.»
Ehl-i Hikmet'ten biri söyle der:
«Vücudun selâmeti az yemekte, ruhun selâmeti ez günah islemekte ve dînin selâmeti de varliklarin en hayirlisina (Peygamber (S.A.V)'imize) selât-ü selâm getirmektedir.»
Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki
Ey iman edenler! Allah'dan korkunuz ve O'na itaat ediniz ve her kes yarin için (kiyamet gününe ne amel isledigine) baksin (yani sadaka verin ve Allah'in emrine uygun ameller isleyin ki. Kiyamet günü sevabini bulasiniz) Allah'tan korkunuz, çünkü O, (iyilik olsun, kötülük olsun) yaptiginiz her hareketten haberdardir»
(59 - Hasr Suresi 18).
Çünkü Kiyamet günü melekler, gökler, yeryüzü, gece, gündüz - iyilik olsun, kötülük olsun - insanoglunun isledigi her seye sehitlik edeceklerdir. Hatta vücudun azalari bile insanogluna karsi sahit tutulacaktir.
Kim gözünü haramla doldurursa Allah (C.C) da onun gözünü kiyamet günü atesle doldurur.»
insanoglunun karnina haram bir lokma inince, lokma midesinde kaldigi süreç yerde ve göklerdeki melekler tekrar tekrar üzerine lanet Yagdirirlar O lokmayi hazmederken öldügü takdirde varacagi yer cehennemdir.»
Ulu Allah (C.C), her bir bölümü yetmis bin gözlü yetmis bin bölümü olan yakuttan yapilma bir kösk yaratmistir. Kiyamet günü bu köske ancak önlerine çikan haram seylerden Allah (C.C) korkusu ile uzak duranlar girebileceklerdir.»
    
|
|
Yağmur taneleri düşüyor pencereme Sonra penceremin çatlak yerlerinden yüreğime Belki düşüyor belki de düşmüyor Ama yetmiyor söndürmeye Yüreğimde katmer katmer büyüyen hasreti Eksik kalmış yanımın adı Yokluğun bütün yağmur tanelerine bedel Gecenin koynunda Sensizliğin sessizliğinde Yine sana sesleniyorum Düşen her bir yağmur damlası Gelişinin muştusu olsun diye...
Azâd eyleme beni, uçamam artık

Ey, benim gönül yaram, onmaz sevdam. Azâd eyleme beni uçamam artık. Yasaklama bana gönül semalarını. Yedi kat ellerde kanat çırpamam artık...
Ey, benim denizim, dalgam, sahilim. Yabancı ummanlarda çağlayamam artık. Yasaklama bana nehirleri. Boz-bulanık sulara akamam artık...
Ey, benim helâlim, günâhım, sevâbım. Senden gayrısına yâr diyemem artık. Yasaklama bana Sırat’ını. Nâ-mahrem köprülerden geçemem artık...
Seynur İnal
NAMAZ DA OKUNAN DUALAR
Sübhaneke
manası:
Allah'ım seni tenzih ve hamdinle tesbih ederim. Senin sanın yücedir, ve senden gayri hiçbir ilâh yoktur.
Ettehiyyatü
manası:
Her türlü kavli, bedeni ve mali ibadetler Allah'a mahsustur. Ey sânı yüce Peygamber, selam ve Allah'ın rahmetiyle bereketleri senin üzerine olsun ve selam bizlere ve Allah'ın sâlih kulları üzerine olsun. Ben sehadet ederim ve yakinen bilirim ki, Allah'tan baska hiçbir ilâh yoktur. Ve sehadet ederim ki Hazret-i Muhammed Allah'ın kulu ve Resûlüdür.
Allahumme Salli
manası:
Allah'ım Hz.Muhammed ve âline, Hz.ibrahim'e ve âline rahmet ettigin gibi rahmet eyle
Allahumme Barik
manası:
Allah'ım Hz.Muhammed ve âline, Hz.İbrahim'e ve âline mübarek kıldığın gibi mübarek kıl.
Rabbenâ Âtina
manası:
Ey Rabbimiz, bize dünyada ve ahirette iyi hal ver ve bizi o ateş azabından koru.
Rabbenâağfirlii
manası:
Ey Rabbimiz, hesab günü geldiği zaman bizi mağfiret et. Anne ve babamı ve müninleri de mağfiret et..
Kunut Duaları
manası:
Allahım! Senden yardım isteriz, günahlarımızı bağışlamanı isteriz, razı olduğun şeylere hidayet etmeni isteriz. Sana inanırız, sana tevbe ederiz. Sana güveniriz. Bize verdiğin bütün nimetleri bilerek seni hayır ile öğeriz. Sana şükrederiz. Hiçbir nimetini inkâr etmez ve onları başkasından bilmeyiz. Nimetlerini inkâr eden ve sana karşı geleni bırakırız.
manası:
Allahım! Biz yalnız sana kulluk ederiz. Namazı yalnız senin için kılarız, ancak sana secde ederiz. Yalnız sana koşar ve sana yaklaştıracak şeyleri kazanmaya çalışırız. İbadetlerini sevinçle yaparız. Rahmetinin devamını ve çoğalmasını dileriz. Azabından korkarız, şüphesiz senin azabın kâfirlere ve inançsızlara ulaşır.
SEVGÝLÝ DOSTLARIM
NAZÝK OLMAK ÝÇÝN, BÝR GÜLÜMSEME BEKLEMEYÝN. SEVMEK ÝÇÝN SEVÝLMEYÝ BEKLEMEYÝN. BÝR ARKADAÞIN DEÐERÝNÝ ANLAMAK ÝÇÝN, YALNIZ KALMAYI BEKLEMEYÝN. ÇALIÞMAYA BAÞLAMAK ÝÇÝN, EN ÝYÝ ÝÞÝ BEKLEMEYÝN. ÖÐÜTLERÝ HATIRLAMAK ÝÇÝN, DÜÞMEYÝ BEKLEMEYÝN. DUA'YA ÝNANMAK ÝÇÝN, ACILARI BEKLEMEYÝN. YARDIM EDEBÝLMEK ÝÇÝN, ZAMANINIZ OLMASINI BEKLEMEYÝN. ÖZÜR DÝLEMEK ÝÇÝN, DÝÐERÝNÝN ACI ÇEKMESÝNÝ BEKLEMEYÝN. NE DE BARIÞMAK ÝÇÝN, AYRILIÐI BEKLEMEYÝN, ÇÜNKÜ NE KADAR ZAMANINIZ VAR BÝLMÝYORSUNUZ...
|
Phillippe eşi ile birlikte müslüman oldu...!!!
Fransız Teknik Direktör, Phillippe eşi ile birlikte Müslüman oldu.
22/03/2006 - 10:23
Emperyalistlerin bütün saldırı ve karalamalarına rağmen İslâm’a olan ilgi her geçen gün artıyor. Tahrif edilmiş dinlerde aradığı mutluluğu bulamayan Batılılar, İslâm’la şereflenerek, Müslümanların safına katılıyor.
Fas Milli Takımı eski Teknik Direktörü Fransız Phillippe Troussier ile eşi Dominik, kelime-i şehadet getirerek Müslüman olduklarını ilan etti. Şehadetlerine güvenilen şer’i kimseler önünde, Kelime-i Şehadet getiren Troussier’in yeni ismi Ömer olurken eşi Dominik’in ismi de Emine oldu. Ribat’taki Fetih kulübünün eski sorumlusu ve Troussier’in yakın arkadaşlarından Muhammed El-Hamrani, arkadaşının Müslüman olması üzerine çok sevindiğini ancak şok olmadığını çünkü arkadaşı Troussier’in daima İslâmiyet’i öğrenmeye çaba gösterdiğini ifade etti. El-Hamrani, arkadaşı Troussier ve eşinin yeni isimlerinden büyük mutluluk duyduklarını, iki kızlarının isimlerini de Meryem ve Selma olarak değiştirdiklerini açıkladı. Ribat’ta Tunus Büyükelçiliği yakınında oturan, Ömer ve Emine çifti, artık önümüzdeki dini bayramları, Fas geleneklerine göre kutlamak için sabırsızlıkla bekliyorlar.

|
Bir gece hırsız Seyyid Taha hazretlerinin anbarına girip bir çuval un almak istemişti. Çuvalı doldurdu fakat kaldıramadı. Biraz daha boşalttı. yine kaldırıp götüremedi o sırada Seyyid Taha hazretleri anbara geldi ve ne o çuvalı kaldıramıyormusun? yardım edeyim diyince hırsız dona kalıp bir şey diyemedi. Seyyid hazretleri çuvalı kaldırıp hırsızın sırtına verdikten sonra ;"bunu al git,bizim adamlarımız görmesin belki canını yakarlar.Bir daha ihtiyacın olursa anbara değil bize gel" buyurdugunda hırsız tövbe edip sadık talebelerinden oldu.
| İSLAMA İMANA DAİR GÜZEL SÖZLER VE AYETLER |
|
|
"Gözlerini harama bakmaktan ve başkalarının ayıplarını görmekten koru."
"Bir gece karanlığında odamda otururken ayaklarımı uzatmıştım. Hemen bir ses duydum. Sultanla oturan edebini gözetmelidir diyordu. Hemen toparlandım."
| 
"Allahü teâlânın kendileri sebebiyle nefsimi cezâlandırdığı bütün şeyler üzerinde düşündüm. Onların en şiddetlisi olarak gafleti buldum. Allahü teâlâdan bir an gâfil olmak (bir an O'nu unutmak) Cehennem ateşinden daha şiddetlidir."

Ey Allah'ım! Ey kusurlardan uzak olan sonsuz kudret sâhibi Rabbim. Sen ne dilersen yaparsın. Benim vücûdumu öyle büyült, öyle büyült ki, Cehennem'i ağzına kadar doldursun. Böylece başka kullarına yer kalmasın. Onların yerine ben yanayım." Hazret-i Ebû Bekir de böyle duâ ederlerdi.

Siz havada uçan birisini gördüğünüz zaman hemen o kimsenin fazîletli, kerâmet sâhibi birisi olduğuna hüküm vermeyin. Hatâ edebilirsiniz. O kimsenin hakîkaten fazîlet ve kerâmet sâhibi olduğunu anlamak için, İslâmiyetin emirlerine uymaktaki hassasiyetine, Peygamber efendimizin ahlâkı ile ahlâklanması ve sünnet-i seniyyeye uymasına, hakîkî İslâm âlimlerine olan muhabbet ve bağ-
lılığına bakın. Bunlar tam ise, o kimse fazîlet ve kerâmet sâhibidir. Bunlara uymakta en ufak bir gevşeklik ve zayıflık bulunursa, o kimse için fazîlet ve kerâmet sâhibidir, demek mümkün olmaz."

Yâ Rabbî! Sana kavuşmak nasıl mümkün olur?" diye duâ ettim. Bir nidâ geldi, "Nefsini üç talakla boşa" diyordu."
"Bu kadar zahmet ve meşakkatlere, sıkıntılara katlanarak aradığımı, annemin rızâsını almakta buldum. Çok basit gibi gelen anne rızâsını almanın, bütün işlerin evvelinde lâzım olduğunu anladım."

Günahlara bir defâ, tâatlere ise bin defâ tövbe etmek lâzımdır. Yâni yaptığı ibâdet ve tâatlere bakıp kendini beğenmek, o ibâdeti hiç yapmamak günahından bin kat daha fenâdır."
"İnsana zararı en şiddetli olan şeyin ne olduğunu bilmek istedim. Bunun, gaflet olduğunu anladım. Gafletin insana yaptığı zararı, Cehennem ateşi yapmaz. Yâ Rabbî! Bizleri gaflet uykusundan uyandır. Lütuf ve keremin ile bu duâyı kabûl eyle."

Bütün âlemin yerine beni Cehennem'de yaksalar ve ben de sabretsem, Allahü teâlâya muhabbeti dâvâ edinmiş birisi olarak yine bir şey yapmış olmam. Allahü teâlâ da benim ve bütün âlemin günahını affetse, rahmetinden ve ihsânından bir şey eksilmiş olmaz."
"Bir kimsenin, Allahü teâlâya olan muhabbetinin hakîkî olup olmadığının alâmeti; kendisinde deniz misâli cömertlik, güneş misâli şefkat ve toprak misâli tevâzu gibi üç hasletin bulunmasıdır."

Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî (k.s) der ki:
"Beş türlü kalp vardır. Kalp vardır ölüdür, kalp vardır hastadır, kalp vardır gafildir. Kalp vardır mühürlüdür, kalp vardır sapasağlamdır. Kâfirin kalbi ölüdür. Günahkârın kalbi hastadır. Nasipsizin kalbi gafildir. Kalbimizde perde vardır diyerek fena iş yapanın kalbi de mühürlüdür. Allah Teâlâ'dan korkup daima ibadette bulunan kimsenin kalbi de sağlam olan kalptir."
|
"Allah'ın azâbından emin ve dünya eziyetlerinden kurtulmuş olarak kabirde yatan mü'mine gıbta ettiğim kadar hiçbir şeye gıbta etmedim." Abdullah bin Mübârek
"İnsanlar uykudadır, öldükleri zaman uyanırlar." Hazret-i Ali
|
|
|
|
|
Sabah anne, oglunun odasina girdi ve onu uyandirdi.*
* "Haydi oglum, uyan artik... Okula geç kalacaksin..."* * Oglu, yari açik gözlerle annesine bakti ve uykulu bir sesle : * *"Fakat anne, bugün okula gitmek istemiyorum" dedi. *Anne, oglunun istegine karsi çikti. * *"Okula neden gitmek istemiyormussun bakayim?" dedi. "Iki ciddi neden söyle bana..." * > *Oglu bir yandan esnerken, bir yandan da annesini yanitladi :* * "Okuldaki tüm ögretmenler benden nefret ediyorlar, bir... Tüm ögrenciler de benden nefret ediyorlar, iki... Bu iki ciddi nedenim yeter mi, anne?"= * *Annesi oglunun nedenlerini geçerli bulmadi : * *"Bunlar okula gitmemen için neden olamaz" dedi. "Simdi hemen kalk ve ve çabuk hazirlan..." * *Bu kez oglu iki ciddi neden göstermesini istedi annesinden : * *"Sen de bana, okula kesinlikle gitmemi gerektirecek iki ciddi neden gösterebilir misin, anne ? " dedi. *
*Sabri tükenme noktasina gelen anne, oglunun üstündeki Yorgani hizla çekti ve oglunun istedigi iki ciddi nedeni açikladi : *
* " Birinci ciddi neden, 52 yasinda koskoca adamsin..... Ikinci ciddi neden ise , sen okulun dekanisin..."

Ecevit basbakanliktan ayrildiktan sonra Rahsaniyla artik yuvasinda mütevazi bir hayat sürüyor.... birgün telefonu çaliyor, ortada artik sekreteri vs olmadigi için tabi kendi telefonuna kendi bakmak zorunda.......telefonu açinca bir adam sesi: - Iyi günler, TC Basbakaniyla görüsebilir miyim?
Ecevit gülüyor:
- Bayim ben artik TC Basbakani diilim.....
Bunun üzerine telefon kapaniyor... derken 5 dakika sonra tekrar telefon......Ecevit açiyor, yine ayni adam..
- Iyi günler, TC Basbakani lütfen?
Ecevit sasiriyor.....
- Az önce arayan siz diil miydiniz? Bakin ben artik TC Basbakani diilim.....
Telefon yine kapaniyor....... Ecevit tam yerine oturucakken tekrar telefon çaliyor...
- Iyi günler, TC Basbakani orada mi?
Ecevit artik çok kiziyor:
- SEN LAFTAN ANLAMAZ MISIN?? KAÇ KERE SÖYLEMEM GEREKIYOR, BEN ARTIK TC.BASBAKANI DIILIM...!!
Bunun üzerine karsi taraf gülüyor:
- BILIYORUM...........BILIYORUM
AMA TEKRAR TEKRAR DUYMAK ÇOK HOSUMA GIDIYOR...!!!

Gelinlik Öğretmen derste şunları anlatıyordu: - düğünlerde gelinler neden beyaz giyer bilir misiniz? bu onların en mutlu günü olduğu için! Arka sıralardan bir ses yükselir; - damatların neden siyah elbise giydiklerini şimdi anladım.

TARLASI
Nebraska'da yasli bir adam yasardi. Patates ekimi icin bahceyi bellemesi gerekiyordu, lakin bu cok zor bir isti. Tek oglu olan David ona yardım edebilirdi, fakat o da hapisteydi. Yasli adam ogluna bir mektup yazdi ve muskulatini izah etti.
"Sevgili David, Patates bahcemi belleyemeyecegimden, kendimi çok kotu hissediyorum. Bahceyi kazmak için oldukca yaslanmis sayılırım. Burada olsan butun derdim bitecekti. Biliyorum ki sen bahceyi benim icin hallederdin. Sevgiler Baban "
Bir kac gun sonra oglundan bir mektup aldi. "Babacigim, Babacigim Allah askina bahceyi kazma, ben oraya cesetleri gommuştum.Sevgiler David"
Ertesi gun sabaha karsi saat 04:00'de FBI ve yerel polis cika geldi ve tum sahayi kazdilar, lakin hic bir cesede rastlamadilar. Yasli adamdan ozur dileyerek gittiler.
Ayni gun yasli adam oglundan bir mektup daha aldi.
"Babacigim, Simdi patatesleri ekebilirsin. Bu sartlarda yapabilecegimin en iyisini yaptim. Sevgiler David"
"BIR GUCLUKLE KARSILASTIGINIZDA, KENDINIZE BIR KACIS YOLU DEGİL, BIR CIKIS YOLU ARAYIN."
D.L. Weatherford

Bir gözlem:
Üniversitenin ilk günü dekan bir sinifa girdi ve "Günaydin!" dedi.
Sinif hep birden
"Günaydin, hocam!" deyince,
"A! Siz birinci sinifsiniz," dedi.
Sonra açikladi:
"Bir hoca sinifa girip
"Günaydin!" dediginde, hepsi, "Günaydin, hocam!" derse, birinci siniftirlar; gazetelerini ortadan kaldirip kitaplarini açarlarsa ikinci siniftirlar; hocayi görmek için gazetelerinin yukarisindan bakarlarsa üçüncü siniftirlar; ayaklarini siraya koyup gazetelerini okumaya devam ederlerse dördüncü siniftirlar.
Hoca içeri girip "Günaydin!" dediginde, bunu not aliyorlarsa master ogrencisidirler

Adamin biri evine gelir ve telefon faturasini görür, Bir bakarki, 1000 dolar kusur tutmus.Beyninden vurulmusa döner, Hemmen ayrintili fatura ister,Fatura gelir. Aranan bütün numaralar adamin dostlarina ve arkadaslarina ayittir, Adam "bu nasil olur?" "ödeecegiz mecburen der" O sirada gözü papaganina takilir, Gözetlemeye karar verir. Aksam papagan kafesinden cikar tl.baisna gidip rehberi acar,adain arkadaslarini tek tek arar ve saatlece kunusmaya baslat. Adam sinirinde cildirmis bir halde papagani yakalar ve kanatlarindan ibdet odasina civiler."bir hafta burda asili kalda aklin basina gelsin" "Cek bakalim cezani" der.Adam gider.Papagan bir bakarki karsi duvarda carmaga gerilmis isa peygamber durmakta. Hemen koyulur muhabbete. Birader sen ne kadadir burdasin? 2000 yildir burdayim. papagan hayretler icinde kalir Yuh be sen nereyi aradin be o kadarlik der
 
Gidiyorum buralardan yalınayak ve üzgün Önümdeki uçurumlara aldırmadan Varsın hayallerim kurduğum yerde kalsın Ardımda yaralı bir yürek Kederli bir ömür Ve yoksul anılar bırakarak Çekip gidiyorum sevdiğim Hoşçakal gönlümün nazlısı
Gidiyorum başım önümde, gözümde nem Duramam artık ey aşk, ey sevdiğim Hüzne ve kedere boğulduğum bu şehirde.. Hiçbir anı kabul etmiyor beni Bedenim buz gibi soğuk Yüreğim param parça keder Kış kadar soğuk ellerim Ardımda yoksul bir sevda Ve bana ait ne varsa Bırakıp gidiyorum sevdiğim Hoşçakal alnımın yazısı,kaderimin küskünü hoşkakal
Bütün yaprakları dökülmüş Dalları kırılmış bir ağaç gibi hıçkırarak Ve bırakarak ardımdan sırtımı yasladığım çınar ağacını Meçhule giden acılar yüklü bir gemide Uğuldayan rüzgarlara sarıp sesimi Şarkıların sustuğu,aşkların vurulduğu Limanlara gidiyorum sevdiğim Hoşçakal kırık sazım,sevdamın yaralı türküsü Hoşçakal
Bir yıldız daha kaymadan gözlerimden Bir daha yağmamalı bu ihanet yağmurları Ağlamamalı bu yürek bir daha Bir acıyı başka bir acıyla sarıp Alıp dağların ve yıldızların gölgesini Yüzümde kış,bakışlarımda kar Yorgun akan bir ırmak misali Kimsesiz sokaklara bırakıp yalnızlığımı Gidiyorum sevdiğim Hoşçakal gecelerimin yıldızı
 
Aşka ağlamak yakışır Bu yüzden sen Bir kadının gözyaşında diriliyorsun Herkesin uyuduğu sessiz gecelerde Bir kadının dumanlı yalnızlığına Eşlik ediyor kederin
Bilemezsin Rimelinin akmasına aldırmadan İçli içli ağladığını o kadının Aslında ne varsa bir karanlıktır Onun için ve Ancak seninle aydınlanır Bu ürküten yaşamak
Ağrılar böler uykularını Başı iki elinin arasında Diline vird olmuş adın Sabahı getirir öylece Ağrılar böler uykularını Ağrıyan nedir? Kalp mi? Baş mı? Mide mi?
Aşka ağlamak yakışır Bu yüzden ağlar bir kadın Ayrılık mıdır kavuşmak mıdır Bilemez yaşadığı İçinde bir dert büyür nefes aldıkça İçinde depremler kopar Derinden sarsar huzuru her an Aşka ağlamak yazılı diye Kadere uyar çaresiz kadın
 
sevmek" dedim. "yoluna ölmek" dedi. "yol" dedim. alıp başını gitmek dedi. "gitmek" dedim. Bir "ahh" çekip "dostlardan ayrılmak" dedi. "dost" dedim. Durdu. Bana baktı. "dost" diye mırıldandı. "yüreğime nasıl koysam bilemediğim"dedi. "yürek" dedim. dünyaları içine sığdıramadığım" dedi. "dünya" dedim. "hayatın bir yüzü" dedi. "yüz" dedim. "ardında ne gizli bilemediğim" dedi. "giz" dedim. "hep çözmeye çalıştığım" dedi. "çalışmak" dedim. "bitmeyecek öykü" dedi. "öykü" dedim. "binlercesini içimde gizliyorum" dedi. "gizlemek" dedim. "işte her şeyin bitimi" dedi. "şey" dedim. "sevda" dedi. "sevda" dedim. "peşinden koştuğum" dedi. "koşmak" dedim. hayat bir maraton" dedi. "hayat" dedim. "öyle kısa ki!." dedi. "niçin kısa?" diye sordum. "yaşanacak çok şey var, zaman yok" dedi. "yaşanması gereken ne var?" diye sordum. "aşk" dedi. "kaç kere?" diye sordum. "bin kere" dedi, "milyon kere" "neden bir kere değil?" diye sordum. "bütün aşkların toplamı, en yüce ve tek aşk" dedi. "önce ona varsan olmaz mı?" diye sordum. "keşke olsa" dedi, "ama önce yoğrulmak gerek" "acı çekmek mi?" diye sordum. "evet, aşk acısında yok olmak" dedi. "yok olunca!." dedim. "işte gerçek aşkta o zaman yaşamaya başlarsın" dedi. "gerçek aşk!." dedim. "büyük o!" dedi. Durdum. Durdum. Ve sustum! "neden sustun?" diye sordu. "yüreğim titredi sanki" dedim. "neden?" diye sordu. "bilmiyorum" dedim. "büyük o!" "evet." dedi, "büyük o!" "nerede?" diye sordum. "her yerde" dedi. "nasıl?" diye sordum. "yüreğini aç" dedi. "yüreğimi açmak!." dedim. "bir tebessümle bak her şeye" dedi. "tebessüm" dedim. "her kapının anahtarı" dedi. "kapı" dedim. "girmeden bilemezsin" dedi. "ya korku!" dedim. "bilinmeyenden korkar insan" dedi. "ben bilmiyorum" dedim. "neyi?" diye sordu. "ben'i" dedim. "sen kimsin?" diye sordu. "ben kimim?" diye sordum. "sevgiyle beslenensin" dedi. kimin sevgisiyle?" diye sordum. "büyük o'nun." dedi. Durdum. Durdum. Yine sustum. "kimsin?" diye sordum. "sen'im" dedi
Minnesotalı biyokimyacı Dr. W. Frey, üzüntü gözyaşları ile mutluluk gözyaşları birbirleriyle ilişkilerini ayırt etti.
Gözyaşlarının Sırrı isimli kitabında ilginç örnekler veriyor.
‘Soğan soyarken oluşan gözyaşı ile duygusal gözyaşlarının protein yapıları farklı... Duygusal gözyaşları yüksek protein içeriyor.
Stres sonucu oluşan zararlı maddeler gözyaşı ile dışarı atılıyor. Gözyaşları bastırıldığında veya ağlamaya karşı negatif bir tutum varsa asıl sorunorda başlıyor.
İlginç bir konu daha Kitapta ilginç bir konuya daha değiniliyor. Sevebilmek için korkuları, ıstırabı ve umutsuzluğu yenmek gerekir diyen yazar, pek çok insanın kafasının içinde bir yaşam boyu birikmiş öfkeler dolanıp durur ve her anımsandıklarında yeni streslere neden olur diyor.
Bu öfkelerle dürüstçe yüzleşmek şarttır. Onlardan kurtulmak için hem kendinizi hem de korktuğunuz, kızdığınız kişileri affetmeniz gerekir diyen yazar, “affetmezseniz, kendi kendinizin düşmanı haline gelirsiniz” diye de ekliyor.

Anlamak yok çocugum, anlar gibi olmak var; Akıl için son tavır, saçlarını yolmak var.. |
| |
|
Necip Fazıl Kısakürek | | |
|
|
|
|